Türkçe - İngilizce
Türkçe - İngilizce
Almanca - İngilizce
Fransızca - İngilizce
İspanyolca - İngilizce
İngilizce Eş Anlamlılar
Türkçe - İngilizce Cümleler
Çeviri
Reklamları Kaldır
Oturum Aç / Üye Ol
Işıkları Söndür
English
English
Türkçe
Français
Español
Deutsch
Çeviri
Eş Anlamlılar
Cümleler
Araçlar
Kaynaklar
Hakkımızda
İletişim
Oturum Aç / Üye Ol
EN-TR
Türkçe - İngilizce
Almanca - İngilizce
İspanyolca - İngilizce
Fransızca - İngilizce
İngilizce Eşanlam
Türkçe - İngilizce Cümleler
Türkçe - İngilizce
İspanyolca - İngilizce
Geçmişi Gizle
Geçmiş Detayları
Geçmişi Sil
Geçmiş :
subsurface conditions
rate one-half convolutional coding
plumbeous warbler
and sometimes
plasma state
take with
personal community service
fine paper
tab after
match with
open by
oscillation generation control
puntuación transformada
pneumatic spring system
take with
Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau
Geçmiş
Cümleler
"take with"
teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 4 sonuç
Kategori
İngilizce
Türkçe
Öbek Fiiller
1
Öbek Fiiller
take with
f.
memnun etmek
2
Öbek Fiiller
take with
f.
hoşnut etmek
Eski Kullanım
3
Eski Kullanım
take with
f.
tarafında olmak
4
Eski Kullanım
take with
f.
aynı görüşte olmak
"take with"
teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 146 sonuç
Kategori
İngilizce
Türkçe
Genel
1
Genel
take pains with
f.
emek vermek
2
Genel
take great pains with
f.
itina etmek
3
Genel
take up with
f.
biriyle arkadaş olmak
4
Genel
take up with
f.
meşgul etmek
5
Genel
take service with
f.
hizmetine girmek
6
Genel
take liberties with
f.
saygısızlık etmek
7
Genel
take liberties with
f.
cüret etmek
8
Genel
take a hard line with
f.
sert davranmak
9
Genel
take up with
f.
kabullenmek
10
Genel
take something up with
f.
bir meseleyi konuşmak (birisiyle)
11
Genel
take issue with
f.
itiraz etmek
12
Genel
take issue with somebody
f.
tartışmak
13
Genel
take issue with somebody
f.
münakaşa etmek
14
Genel
take liberties with
f.
laubalileşmek
15
Genel
take sides with somebody
f.
tarafını tutmak
16
Genel
take pains with
f.
büyük emek vermek
17
Genel
take sides with somebody
f.
-den yana olmak
18
Genel
take pains (with)
f.
itina göstermek
19
Genel
take sides with
f.
-in tarafını tutmak
20
Genel
take sides with (someone)
f.
tarafında yer almak
21
Genel
take sides with (someone)
f.
yanında yer almak
Öbek Fiiller
22
Öbek Fiiller
take up with
f.
zıtlaşmadan almak
23
Öbek Fiiller
take in with
f.
başvurmak
24
Öbek Fiiller
take with [scottish]
f.
sevmek
25
Öbek Fiiller
take with [dialect]
f.
maruz kalmak
26
Öbek Fiiller
take with [scottish]
f.
beğenmek
27
Öbek Fiiller
take up with
f.
katlanmak
28
Öbek Fiiller
take with [dialect]
f.
tesirini görmek
29
Öbek Fiiller
take up with
f.
sineye çekmek
30
Öbek Fiiller
take with [scottish]
f.
katlanmak
31
Öbek Fiiller
take with [scottish]
f.
kabul etmek
32
Öbek Fiiller
take up with
f.
misafir etmek
33
Öbek Fiiller
take with [scottish]
f.
tahammül etmek
34
Öbek Fiiller
take up with
f.
dayanmak
35
Öbek Fiiller
take with [scottish]
f.
itiraf etmek
36
Öbek Fiiller
take with (one or something)
f.
yanında taşımak
37
Öbek Fiiller
16. take up with
f.
biriyle/bir grupla birlikte vakit geçirmek
38
Öbek Fiiller
take something with something
f.
bir şeyi bir şeyle birlikte yutmak
39
Öbek Fiiller
take with (something)
f.
(bir şeyle, yiyecekle, içecekle) birlikte tüketmek
40
Öbek Fiiller
take someone or something with one
f.
birini/bir şeyi giderken yanına almak
41
Öbek Fiiller
16. take up with
f.
biriyle/bir grupla takılmak
42
Öbek Fiiller
take something with something
f.
bir şeyi bir şeyle almak
43
Öbek Fiiller
take something with something
f.
bir şeyi bir şeyle birlikte tüketmek
44
Öbek Fiiller
take something with something
f.
bir şeyi bir şeyle birlikte almak
45
Öbek Fiiller
take something up (with someone)
f.
(biriyle) bir meseleyi tartışmak
46
Öbek Fiiller
take with (one or something)
f.
yanında getirmek
47
Öbek Fiiller
take with (something)
f.
(bir şeyle, yiyecekle, içecekle) birlikte yutmak
48
Öbek Fiiller
take with (something)
f.
(bir şeyle, yiyecekle, içecekle) birlikte almak
49
Öbek Fiiller
16. take up with
f.
biriyle/bir grupla sosyalleşmek
50
Öbek Fiiller
16. take up with
f.
biriyle/bir grupla düşüp kalkmak
51
Öbek Fiiller
take someone or something with one
f.
birini/bir şeyi yanında götürmek
52
Öbek Fiiller
take something up (with someone)
f.
(biriyle) bir meseleyi konuşmak
53
Öbek Fiiller
take with (something)
f.
(bir şeyle, yiyecekle, içecekle) almak
54
Öbek Fiiller
take up with
f.
konuyu tavsiye için birine açmak/götürmek
55
Öbek Fiiller
16. take up with
f.
biriyle/bir grupla arkadaşlık etmek
56
Öbek Fiiller
take with (one or something)
f.
yanına almak
57
Öbek Fiiller
take with (one or something)
f.
yanında götürmek
58
Öbek Fiiller
take (something) up with (one)
f.
(biriyle) bir meseleyi tartışmak
59
Öbek Fiiller
take (something) up with (one)
f.
(biriyle) bir meseleyi konuşmak
60
Öbek Fiiller
take up with (something)
f.
(bir şeye) merak sarmak
61
Öbek Fiiller
take up with (something)
f.
(bir şeyle) ilgilenmeye başlamak
62
Öbek Fiiller
take up with (something)
f.
(bir şeye) dalmak
Atasözü
63
Atasözü
you can't take it with you when you die
dünya malı dünyada kalır
64
Atasözü
take the bitter with the sweet
gülü seven dikenine katlanır
Deyim
65
Deyim
take the bitter with the sweet
f.
gülü sevip dikenine katlanmak
66
Deyim
take up with someone
f.
düşüp kalkmak
67
Deyim
take something with a pinch of salt
f.
kuşku ile karşılamak
68
Deyim
take something with a grain of salt
f.
kuşku ile karşılamak
69
Deyim
take something with a grain of salt
f.
ihtiyatla yaklaşmak
70
Deyim
take something with a grain of salt
f.
şüphe ile yaklaşmak
71
Deyim
take something with a pinch of salt
f.
şüphe ile yaklaşmak
72
Deyim
take something with a pinch of salt
f.
ihtiyatla yaklaşmak
73
Deyim
take the rough with the smooth
f.
(zorluğu vb.) oldugu gibi kabul etmek
74
Deyim
take the rough with the smooth
f.
hayatı olduğu gibi kabul etmek
75
Deyim
take the ball and run with it
f.
bir fikri veya planı alıp geliştirmek
76
Deyim
take the bad with the good
f.
gülü sevip dikenine katlanmak
77
Deyim
take the bad with the good
f.
iyi ve kötüyü bir arada kabul etmek
78
Deyim
take a hard line with someone
f.
birine sert/katı davranmak
79
Deyim
take a hard line with someone
f.
birine nefes aldırmamak
80
Deyim
take issue with
f.
hoşuna gitmemek
81
Deyim
take issue with
f.
karşı çıkmak
82
Deyim
take something home (with oneself)
f.
eve bir şey getirmek
83
Deyim
take turns with someone
f.
sırayla/dönüşümlü yapmak
84
Deyim
take liberties with someone or something
f.
birini/bir şeyi bedavadan kullanmak
85
Deyim
take liberties with (someone or something)
f.
(birine/bir şeye) karşı laubali davranmak
86
Deyim
take liberties with (something)
f.
(bir şeyi) kendi çıkarına göre değiştirmek
87
Deyim
take liberties with someone or something
f.
birini/bir şeyi taciz etmek
88
Deyim
take liberties with (someone or something)
f.
(birine/bir şeye) saygısızlık etmek
89
Deyim
take liberties with someone or something
f.
birini/bir şeyi elini koluna sallayarak kullanmak
90
Deyim
take liberties with (something)
f.
(bir şeyin) üstünde oynamak
91
Deyim
take liberties with someone or something
f.
birini/bir şeyi özgürce kullanmak
92
Deyim
take liberties with someone or something
f.
birini/bir şeyi suistimal etmek
93
Deyim
take liberties with (someone or something)
f.
(birine/bir şeye) karşı uygunsuz davranmak
94
Deyim
take liberties with (something)
f.
(bir şeyde) kendine göre değişiklik yapmak
95
Deyim
take what (one) says with a pinch of salt
f.
(birinin) söylediği bir şeye temkinli yaklaşmak
96
Deyim
take what (one) says with a pinch of salt
f.
(birinin) söylediği bir şeye hemen inanmamak
97
Deyim
take what (one) says with a pinch of salt
f.
(birinin) söylediği bir şeye şüpheyle yaklaşmak
98
Deyim
take what (one) says with a pinch of salt
f.
(birinin) söylediği bir şeye ihtiyatla yaklaşmak
99
Deyim
take what (one) says with a pinch of salt
f.
(birinin) söylediği bir şeye kuşkuyla yaklaşmak
100
Deyim
give with one hand and take away with the other
f.
bir elle verdiğini öbür elle almak
101
Deyim
take (great) pains with (something)
f.
(bir şey) için çok zahmet çekmek
102
Deyim
take (great) pains with (something)
f.
(bir şey) için çok uğraşmak
103
Deyim
take (great) pains with (something)
f.
(bir şey) için büyük zahmetlere girmek
104
Deyim
take (great) pains with (something)
f.
(bir şey) için çok çabalamak/gayret göstermek
105
Deyim
take (great) pains with (something)
f.
(bir şeye) çok vakit harcamak
106
Deyim
take issue with (someone or something)
f.
(biri/bir şey) hoşuna gitmemek
107
Deyim
take issue with (someone or something)
f.
(birini/bir şeyi) kabul etmemek
108
Deyim
take issue with (someone or something)
f.
(birini/bir şeyi) onaylamamak
109
Deyim
take issue with (someone or something)
f.
(birine/bir şeye) itiraz etmek
110
Deyim
take it with one
f.
zenginliğini/sahip olduklarını öbür dünyaya götürmek
111
Deyim
take issue with (someone or something)
f.
(birine/bir şeye) gücenmek
112
Deyim
take it with (one) (when one goes)
f.
dünya malını mezara götürmek
113
Deyim
take it with (one) (when one goes)
f.
zenginliğini/sahip olduklarını öbür dünyaya götürmek
114
Deyim
take it with one
f.
dünya malını mezara götürmek
115
Deyim
take issue with (someone or something)
f.
(birine/bir şeye) kızmak
116
Deyim
take trouble with (something)
f.
(bir şeye) çok çaba/vakit harcamak
117
Deyim
take trouble with (something)
f.
(bir şey) zahmetini göstermek
118
Deyim
take with one
f.
giderken yanına almak
119
Deyim
take with one
f.
yanında getirmek
120
Deyim
take turns with
f.
ile sırayla/dönüşümlü yapmak
121
Deyim
take with a pinch of salt
f.
ihtiyatla yaklaşmak
122
Deyim
take trouble with (something)
f.
(bir şey) zahmetine girmek
123
Deyim
take with one
f.
yanında taşımak
124
Deyim
take with one
f.
yanında götürmek
125
Deyim
take with a pinch of salt
f.
şüphe ile yaklaşmak
126
Deyim
take with a pinch of salt
f.
kuşku ile karşılamak
127
Deyim
give with a spoon and take with a ladle
f.
kaşıkla verip kepçeyle almak
128
Deyim
take it with a pinch of salt
expr.
şüpheyle yaklaş
129
Deyim
take it with a grain of salt
expr.
ihtiyatla yaklaş
130
Deyim
take it with a pinch of salt
expr.
ihtiyatla yaklaş
131
Deyim
take it with a pinch of salt
expr.
şüphe ile yaklaş
132
Deyim
take it with a grain of salt
expr.
şüphe ile yaklaş
133
Deyim
take it with a grain of salt
expr.
şüpheyle yaklaş
134
Deyim
can't take it with you
expr.
kefenin cebi yok
135
Deyim
can't take it with you
expr.
dünya malı dünyada kalır
Konuşma
136
Konuşma
you can't take it with you
expr.
dünya malı dünyanın
137
Konuşma
you can't take it with you
expr.
kefenin cebi yok
138
Konuşma
could I take a picture with you?
expr.
resim çektirebilir miyiz?
139
Konuşma
take it with you
expr.
yanında götür
140
Konuşma
I know I can't take it with me
expr.
yanımda götüremeyeceğimi biliyorum
141
Konuşma
you can't take it with you when you die
expr.
kefenin cebi yok
142
Konuşma
you can't take it with you when you go
expr.
kefenin cebi yok
143
Konuşma
take your gloves with you
expr.
eldivenlerini yanında getir
144
Konuşma
take your gloves with you
expr.
eldivenlerini beraberinde getir
145
Konuşma
take your gloves with you
expr.
eldivenlerini yanına al
146
Konuşma
you have to take the rough with the smooth
expr.
hamama giren terler
×
Pronunciation in context (
out of
)
Pronunciation of take with
×
Terim Seçenekleri
Çeviri Öner / Düzelt
Fransızca İngilizce Sözlük
İspanyolca İngilizce Sözlük
Almanca İngilizce Sözlük
İngilizce Eş Anlamlılar Sözlük
Google Images
Merriam Webster
Dictionary.com
The Free Dictionary
Abbreviations
Wikipedia in English
Wikipedia in Turkish
Urban Dictionary
German, LEO
Chinese, Dict.Cn
Spanish, SpanishDict
Russian, Multitran.ru
Medical, MedicineNet
İşaret Dili, Signing Savvy